Aile Huzuru ya da ailede huzur saglamak her bireyin en istedigi bir mutluluk vesilesidir. Aile, insanın neÅŸ’et ettiÄŸi beÅŸiktir. BeÅŸiÄŸi saÄŸlam olan nesiller her yönden saÄŸlam olur. Cemiyetin yapı taşı saÄŸlam oldu mu da millet saÄŸlam olur, devlet saÄŸlam olur. Ailedeki problem, insanın bütün gününe bütün iÅŸlerine sirayet eder. Hayatı verimsiz hale getirir. Bu problemler kısa vadede birkaç insanı, dost ve ahbabı etkilese de, uzun vadede bütün toplumu ilgilendiren bir yara halini alabilir. Zira huzursuz ailede yetiÅŸen nesil, gelecekte cemiyeti tehdit eden bir unsur haline gelebilir.
Peki İnsan Niçin Evlenir?
1- Evlilik, herÅŸeyden önce fıtrî bir davranıştır. Allah, Kur’an’da kadın ile erkeÄŸi birbiriyle gönüllerinin sükûnete ereceÄŸi, bir elbise gibi birbirlerinin ayıbını örtecek birer eÅŸ olarak yarattığını beyan buyurur.2-Erkekler bedenî arzularının yanında, hayatlarında bir harmoni, tertip, düzen, temizlik ve daha sıcak bir paylaşım ararlar. Kadınlar da, yine bedenî ihtiyacın yanında, korunma, barınma, birilerine dayanma ve aktif paylaşım arzu ederler. Ä°nsan, hayatta kimse ile paylaÅŸamadığı bir kısım hislerini, duygu ve düşencelerini ancak eÅŸleri ile paylaÅŸarak bir anlamda huzur bulurlar. Hiçkimsenin yanında olamadığı kadar onların yanında rahat davranabilirler. Böyle olunca da hiçkimseye olmadığı kadar eÅŸlerine güvenmek isterler.
3-İşin cismânî ihtiyaç boyutu da önemli bir sebeptir. Allah insanların içlerine koyduğu karşı cinse karşı duyulan cismânî arzuların meşru dairede tatmin edilmesini istemiş ve bu sebeple nikahı helal kılmıştır.
4-Fahr-i âlem de, deÄŸiÅŸik vesilelerle evliliÄŸi teÅŸvik etmiÅŸ, hatta kimlerle nelere dikkat edilerek evlenilmesi gerektiÄŸini, aile yuvasını kurarken iÅŸin vazgeçilmez temel noktalarını, evlilikten sonra herkesin yapması gereken hususları bir bir anlatmış, en güzel ÅŸekliyle de kendi hayatında göstermiÅŸtir. Yeryüzünde gelmiÅŸ geçmiÅŸ en huzurlu ev Allah Rasûlünün evi idi. “O, peygamberliÄŸin ruhundaki mehabet ve vakara raÄŸmen, hanımlarıyla latifeleÅŸirdi. Onlarla kaynaşır, bütünleÅŸir ve içli dışlı olurdu. Arada ince bir perde kalırdı ki, o da, Allah’la irtibatlı bulunmanın hasıl ettiÄŸi uhrevîlikti, zira O, bir peygamberdi. Hanımları da her ÅŸeyden evvel O’nun ümmetiydiler... O’nunla münasebet ve alâka boÅŸluÄŸunu doldurmak mümkün deÄŸildi. Zira O, bu yönüyle de müstesna idi. Hanımları da asla O’nsuz bir dünya düşünemiyorlardı.”
Evliliğe Adım Atarken Dikkat Edilecekler:
Evlilik belki de hayatta nasibin en bariz görüldüğü yerdir. İnsanların pek çoğu hiç de düşünmedikleri bir şekilde gelişen olaylarla kendilerini nasiplerinin karşısında bulurlar. Elbette bu işte, insanın iradesinin mühim bir payı vardır. O da sebeplere riayettir. Yani, iyi bir tercih yapabilmek için işi usûlüne uygun olarak takip etmek gerekir. Bu yüzden esbâba tevessül çok önemlidir, yani evlenecek kimselerin eşleri olacak kimseleri tercih ederken, onları birbirlerine tavsiye eden ve her iki tarafı da iyi tanıyan kimselerin bulunması büyük bir avantajdır. Güvenilir kimselere kulak vermek çoğu zaman bizi gerçeği görmeye daha çok yaklaştırır.Erkek alacağı kızın güzel, kabiliyetli, akıllı, soylu ve zengin olmasını; kız da, erkeğin yakışıklı, zengin, soylu ve kariyerli olmasını isteyebilir. Halbûki, bunlar bir yere kadar önemli olsa da asıl önemli husus, eşlerin dînî yönleridir. Efendimiz, kriter olarak evleviyetle dînî salabetin ve takvanın nazarı itibara alınmasını tavsiye buyururlar.
Bu ilk tercihler olumlu olarak gerçekleşince, büyüklerin tavsiyesi üzere minimum altı ay kadar bir nişanlılık döneminin geçirilmesi tavsiye edilir. Bu dönemde, müstakbel eşlerin meşru dairede görüşme, konuşma, ziyaretleşme, hediyeleşme gibi birbirlerini tanıma ve karşılıklı güzel sözlerle aradaki sevginin alevlenmesine vesile olmaları yerindedir. Bu dönemde her iki taraf da birbirini tanımaya matuf sualler sormalı, bu suallerin rahatlıkla sorulabilmesi için karşı tarafa bir güven duygusu verilmelidir. Bu dönemde, kendi isteklerini, huylarını, beklentilerini gizleyen eşler, aslında kendi geleceklerini kararttıklarının farkında bile değildirler. Her ne olursa olsun evleneyim, daha sonra bu hususları açarım veya kozlarımızı paylaşırız kabilinden içten yapılan pazarlıklar daha sonraları huzursuzluğun ve ileri safhalarda boşanmanın sebepleri olabilirler.
Evliliğe yürürken, eşlerin, dînî anlayış, eğitim, soy-sop ve servet gibi hususlarda yakın olmaları (küfüv) nikah için gözetilen önemli konulardandır. Eşler arasındaki fark çok fazla olduğunda uyum problemi başgösterecek ve huzursuzluk doğacaktır. Çok fakirle çok zenginin, eğitim seviyesi çok düşük biri ile âlim seviyesinde birinin, asil bir aileden gelenle problemli bir sülaleden gelen eşlerin evlilikleri genellikle problemli olmaktadır.
Peki Eşlerin Birbirlerine Karşı Hakları Ve Mesuliyetleri Nelerdir?
Kadın'ın Koca Ãœzerindeki Hakları“Erkek ailenin geçimini saÄŸlamakla görevli olduÄŸu için kadının maddi ihtiyaçlarını karşılamak durumundadır. Bu anlamda, kadının yiyecek, giyecek ve barınma ihtiyacı kocanın üzerine vazifedir. Erkek kadınla iyi geçinmek ve onun haklarını korumakla yükümlüdür "...Onlarla (zevcelerinizle) iyi geçinin. Åžayet onlardan hoÅŸlanmadınızsa (sabredin). Olur ki bir ÅŸey hoÅŸunuza gitmez de Allahu Teâlâ onda bir çok hayır takdir etmiÅŸ bulunur. (Olur ki Allah size onlardan hayırlı evlâd ihsan eder, yahud, aranızda muhabbet oluverir)" (Nisâ, 4/19).
İslâm, normal şartlarda genel anlamda evde erkeğin aileyi idare etmesini öngörür. Ancak, erkeğe verilmiş olan aileyi yönetmek ve reislik yetkisini kötüye kullanmayı da yasaklar. Bundaki amaç aile düzeninin korunmasıdır.
Kocanın Kadın Üzerindeki Hakları
"Erkekler kadınlar üzerinde yönetici (kavvâm)dırlar. Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır ve çünkü erkekler (kadınlara) mallarından harcamaktadırlar" (Nisâ, 4/34). "İyi kadınlar; gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini kocasının bulunmadığı zamanlarda koruyanlardır..." (Nisâ, 4/34).
Kadınlar kocalarına karşı itaatli ve saygılı olmalıdırlar ki, koca da aile içerisinde gereği gibi vazifelerini yapabilsin. Kadın meşru şartlarda kocasına itaat etmekle mükelleftir. Ayrıca yaptığı ev işleri ve çocuk yetiştirme ise kadının takvasını artıran hususlardır. Çünkü İslâm böyle bir sorumluluğu kadına şart koşmamış, teşvik ederek Allah'ın rızasını kazanacaklarını bildirmiştir.
Erkekler kadınlardan, kadınlarda bulunmayan bazı doğal nitelik ve güçlere sahip oldukları için üstündürler. Yoksa bu onların şeref ve fazîlet bakımından üstün oldukları anlamına gelmez.
Bir hadislerinde Efendimiz ((sallallahu aleyhi ve sellem)) kadının mesuliyet sınırların çizerek: "Kadın beÅŸ vakit namazını kılar, yılda bir ay orucunu tutar, ırzını korur ve kocasına itaat ederse Cennet kapıları ona açıktır" buyurmuÅŸlardır. Bir baÅŸka hadiste ise, Ãœmmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, Cennet’e girer.'' (Tirmizî, Radâ, 10).
Yalnız buradaki itaat Allah'ın emirleri çerçevesinde olacağından kocanın bunu hiçe sayması durumunda kadının kocasına karşı itaatı gerekmez. Çünkü Allah'a itaat, kocaya itaatten önce gelir.
Ailede karı-koca arasında karşılıklı tatmin gerekli olan bir ihtiyaç olduğundan her iki tarafın bunu gözardı etmesi doğru değildir. Normal hallerde kadın kocasının bu durumunu bilmeli ve ona karşı saygılı olmalıdır. İslâm yaradılış bakımından kadın ve erkeğin eşit olduğunu savunur. Erkek-kadın eşitliğinde dünyaya ait cezalarda da fark bulunmaz. Kadına karşı işlenen suçlarla, erkeğe karşı işlenen suçların cezası aynıdır. Mirasta kadının erkeğin yarısı kadar hisse alması kadını küçültücü bir hareket olmadığı gibi eşitsizlik de değildir. İslâm'ın kadına bakışı ve erkeğin onun işlerini çekip çevirmekle yükümlü oluşu, evliliğinden önce gerekli harcamaları yapma görevini kadının velisine vermiş olması, evliliğinden sonra ise bu harcamaları kocasına yüklemiş olduğu hususu bilindiğinde, Allah'ın bu konuda ne gibi bir hikmet murad ettiği açıkça anlaşılır.
Kadın, almış olduğu mirastan erkeğe sadece gönül rızası ile olanın dışında hiç bir şey harcamamakta serbesttir. Buna karşılık erkek, her durumda harcamak görevi ile yükümlüdür.
Allahu Teâlâ kadını evin sahibesi olarak yaratmıştır. Erkek ailenin geçimini saÄŸlamak, mal kazanmakla görevli olduÄŸu gibi, kadın da bu malları, evin iÅŸlerini gereken ÅŸekilde yürütmek üzere harcamakla yükümlüdür. Çünkü kadın, kocasının evinin çobanıdır. Bunun dışında Ä°slâm, evin dışında kalan görevlerin hiçbirinde kadını yükümlü tutmaz. Kur'an "Ve evlerinizde oturunuz" (Ahzâb, 33/33) âyetiyle kadını evinde oturmaya teÅŸvik etmiÅŸtir. Ancak bazı hallerde kadının çalışmak için dışarı çıkması gerekebilir. Meselâ; kadının iÅŸlerini görüp gözetecek erkeÄŸin bulunmaması, yahut ailenin içinde bulunduÄŸu sıkıntılar dolayısıyla evin dışında çalışmak zorunda kalması, erkeÄŸin geçim sıkıntısı içerisinde bulunması, hasta olması, geçimi saÄŸlamaktan âciz olması bu türden ÅŸart ve durumlarla karşı karşıya kalınması halinde Ä°slâm hukukunda bir geniÅŸlik ve bir çıkar yol sözkonusudur. Buhârî ve Müslim’de geçen bir hadiste Efendimiz, "Allah, siz kadınlara ihtiyaçlarınız için dışarı çıkmanıza izin vermiÅŸtir.” buyurmuÅŸlardır.”
Saygili Olmak
Ailede en temel mevzulardan bir diğeri de, eşlerin birbirlerine saygı duymasıdır. Birbirlerine değer vermeyen ailede hır-gür hiç eksik olmaz. Basit bir mevzu, eşlerin birbirlerinin ailesini, karakterini, davranışlarını vs. yerden yere vurmaya vesile olur. Böyle bir ortamda sevginin yeşermesi de mümkün değildir. İnsan biriyle hayatını birleştirmiş ise, buna hür iradesi ile karar vermiş ise, bundan sonra onu kabullenmesi, ona alışması esastır. Eşlerin birbirine hürmet göstermediği, daha doğrusu değer vermediği bir yuvada aile büyüklerine de saygı yoksa, evdeki yavrular gelecekte kişilik problemleri taşıyan, riyaya ve sûnîliğe açık birer fıtrat haline gelirler. Birbirine karşı bir velînimet gibi bakan eşlerin ise, bakışlarındaki sevginin sıcaklığı nümayandır. Evdeki çocukların asla nazarlarından kaçmayan bu manzaralar, çocuğa özgüven ve edep kaynağı olacaktır.
Huzurun temininde önemli bir diğer husus da, eşlerin birbirlerinin hassasiyetlerine saygı göstermeleridir. Her insan kendisine değer verilmesini ister. İnsana değer verdiğiniz, onların isteklerine, hassasiyetlerine ve duygularına saygı duymanız, mümâşâtta bulunmanızla anlaşılabilir. Bu durumlarda inatla hareket etmek hiçkimseye birşey kazandırmaz. İnat, insana hakta sebat etmesi için verilmiş bir duygudur. Onu yanlış yerde kullanmak felakete sebep olur. Eşin hassasiyetine saygı asla kendi kişiliğinden taviz olarak görülmemelidir. Elverir ki, bu hassasiyetler dinin emir ve yasaklarına uygun olsun.
Öte yandan, eşler birbirlerinin ailelelerine karşı saygılı olmalıdırlar. Hiçkimse kendi ailesi hakkında kötü konuşulmasından hoşlanmaz. Bunu insanın kendi eşi yaparsa, bu arada nefrete, soğukluğa ve hatta husumete sebep olabilir. Ayrıca ailede büyükanne veya büyükbabanın çok büyük rolleri vardır. Baba, kendi baba veya annesine hürmet göstererek, hizmetlerinde bulunup isteklerine itaat ederek, kendi çocuğuna bir model olur. Zira, çocuğun eğitilmesi süreç içinde olur. Çocuk, bu uzun vetirede pek çok örnek görerek, büyüklerine karşı saygıyı, onlara hizmeti öğrenmelidir. Eşlerin karşılıklı büyüklerine gösterdikleri saygı, saygıyı doğurur. Bu da karşılıklı fedakarlığa kapı aralar.
Fedakarliklar Yapmak: Eşler, bütün bir hayatı paylaşacakları eşlerine karşı fedakarlık yapmaktan asla kaçınmamalıdır. Fedakarlık aradaki sevgiye vurulan saykıl gibidir. Birbirlerine özverili davranan eşlerde karşılıklı güven oluşur. Güven ise, evliliğin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Şöyle tatlı bir anektodla bunu da kısaca geçelim.
“Uzun yıllar mutlu bir evlilik sürdüren yaÅŸlı çift, evliliklerinin “ellinci” yılını yaÅŸamaktaydılar ve mutlu süren evliliklerinin altın yılını kutlamışlardı. Bir gün kahvaltıda kadın kendi kendine düşünüp; ‘Elli yıl boyunca kocama nazik davrandım ve ona her zaman ekmeÄŸin iyi piÅŸmiÅŸ, kıtır tarafını verdim. Ama bugün bu lezzetli kısmı kendime ayırayım artık’ diye düşünmüş ve ekmeÄŸin kıtır kısmını yaÄŸlayıp kendisine ayırmış, öbür yumuÅŸak tarafını da eÅŸine vermiÅŸ. BeklediÄŸi tepkinin aksine kocası sevinerek, karısının elini öpmüş ve şöyle demiÅŸ; "Sevgilim, bana günün en mutlu anını yaÅŸattın. Elli yıldır ekmeÄŸin en sevdiÄŸim yeri olan yumuÅŸak tarafını yiyemiyordum; çünkü çok sevdiÄŸin için o parçayı hep sana bırakıyordum."
Aile fertleri işlerinde birbirine yardımcı olmalıdırlar. Bazan erkeğin bütün yorgunluğuna rağmen çorbayı karıştırması, bebeği tutması, alışverişe çıkması ve hanımının sıkıntılarını dinlemesi gerekebilir. Yine bazan kadının bütün gün ev işleriyle bunaldığı halde, yorgun ve kızgın eve dönen kocasının öfkesini dindirecek tatlı sözler sarfetmesi, latifeler yapması ve onu anlamaya çalışması, kendi sıkıntılarını bir kenara bırakması gerekebilir. Empati yoluyla (onun yerine kendisini koyma) karşı tarafı anlamaya çalışabilir. Bazan eşlerin birbirlerinin işlerini görmede yardıma ihtiyacı olabilir. Bu durumda hiç ıvazsız garazsız yardım alabileceği kimse yine eşi olmalıdır. Eşler birbirlerine bu güvenceyi tâ baştan vermelidirler.
Eşler, birbirlerine alabildiğince şeffaf davranmalı, asla gizemli hareketlere girmemelidirler. Zira güven yuvanın tesisinde ve devamında en mühim dinamiklerden birisidir. Herkes, bir şeyi niçin yaptığı veya yapmadığı merak konusu olduğunda mümkün olan en kısa zamanda sebebini açıklamalıdır. Bu anlamda süprizler uzun süreli olmamalıdır. Aksi takdirde şüphelenmeler, yanlış anlamalar, sû-i zanlar meselenin bütün tadını kaçırır. Öte yandan gereksiz ve aşırı kıskançlıklar da karşı tarafı hayatından bezdirir.
Problemler mümkünse hiç vakit kaybetmeden çözülmelidir. Henüz küçük iken çözülmeyen problemler hızla kangren olmaya yüz tutar. Zira şeytanın en çok fırsat kolladığı anlar bu anlardır. Hemen her iki tarafın kalbine kötü duyguları fısıldar, pireyi deve yaptırır. İnsan, az salim kafayla düşünebilse, belki de kendine güler ve düşündüğü kötü şeylerin şeytan tarafından vesvese olarak kalbine atıldığını hisseder. Zira, katiyyen karşı taraf bunları hak edecek bir şey yapmamıştır. Şeytanın avânelerini en başarılı bulduğu husus karı ile kocanın arasını açmaktır. Yani, karı koca arasında uzayıp giden problemler ancak ve ancak müminlerin en büyük düşmanı şeytanı sevindirir.
YaÅŸanan bir hikaye olarak anlatılır. Bir genç çift evlenirler ve şöyle bir anlaÅŸma yaparlar. Erkek, “Hanım, eÄŸer ben akÅŸam eve gelirken görsen ki, gömleÄŸimin bir ucunu ÅŸalvardan çıkartmış yana salmışım, anla ki, o gün iÅŸler ters gitmiÅŸ, moralim çok bozuktur. Ãœstüme gelme ki, seni rencide etmeyeyim.” Hanım, tamam demiÅŸ ve eklemiÅŸ: “Siz de eve geldiÄŸinizde eÄŸer ben kuÅŸağımın bir ucunu aÅŸağı sarkıtmışsam, siz de anlayınız ki, bütün gün evin içinde bunalmışım, ev iÅŸleri, çocuklar beni çok yıpratmış, siz de benim üzerime gelmeyiniz” demiÅŸ. Bey de buna “tamam” çekmiÅŸ. Beyin eve gelme saatinde kadın pencereden kocasını gözlermiÅŸ. EÄŸer gömleÄŸin ucu sarkmış ise ve kendi canı da çok sıkılmış ise o da kuÅŸağının ucunu sarkıtırmış. Bey eve geldiÄŸinde hanımın kuÅŸağının sarktığını görünce kimse kimsenin üstüne gitmezmiÅŸ. O günden sonra o evde asla hır-gür olmamış.
Eşlerin birbirlerinden beklentileri makul ve karşılanabilir olmalıdır. Eğer iki tarafın beklentileri birbirine yakın ise huzuru temin çok daha kolay olur. Daha nişanlılık döneminde iken tarafların beklentilerine ait bazı şeyleri birbirleriyle paylaşmaları doğru olur. Elbette evliliğin her safhasında olduğu gibi bu ilk ve önemli safhada da eşlerin karşılıklı dürüst olmaları kaydı ile...
Ailede birisinin nihaî sözü söyleyen reis konumunda olması zarûrîdir. Bütün aile fertleri her türlü işinde onu bir müracaat kaynağı olarak görmeli ki, evde yetişen nesillerde itaat duygusu gelişsin, birlik ve düzen temin edilebilsin. Aile reisi de, ailenin bütün fertlerine karşı şefkatle, sevgi ve azamî derecede fedakarlık hisleri ile yaklaşmalıdır. İmkanı nisbetinde aile fertlerini sevindirecek davranışlarda bulunma, hediyeler alma, gezmeye götürme kısacası paylaşma gayreti içinde olmalıdır.
Evliliğin sağlam yürümesinde paylaşım çok önemlidir. Sıkıntılar paylaşıldıkça hafifler, sevinçler paylaşıldıkça ziyadeleşir. Arkadaşlık bağlarının kuvvetlenmesinde olduğu gibi evlilikte de kendine has sevgileri artırır. Öğünleri beraber yemek, beraber ziyaretlere gitmek, beraber alış-verişe çıkmak, beraber seyahate gitmek ve dahası beraber çocuk yetiştirmek paylaşımın değişik örnekleridirler. Bazı hususi hissiyatları, geçmişi, gelecekteki hayalleri ve elân yapılan güzellikleri, hizmetleri, ibadetleri birlikte yapma, yad etme de bir nevi paylaşmadır.
Ä°nsan, iyiliÄŸin kölesidir. Ä°yilik yaptıkça hayatından lezzet alır. Hele bu iyilikler Hak yolunda ise bunun zevki tariflere sığmaz. Ä°ÅŸte bu güzelliklerin de eÅŸler arasında paylaşılması çok faydalıdır. Aynı duygu ve düşünce ile Allah’a hizmet eden eÅŸlerin baÄŸlılıkları dünyevî duygularla birbirlerine baÄŸlı olanlara nisbeten daÄŸa saÄŸlamdır. Zira ebedî bir hayatta da beraber olmanın sebeplerine sarılmışlardır. Maddi hazların yanında birlikte manevî hazları da paylaÅŸmışlardır. Evde zaman zaman beraber kılınan namaz, beraber gözyaşı dökerek edilen dualar, komÅŸulara yapılan güzellikler de eÅŸlerin paylaşım adına yapabilecekleri güzel faaliyetlerdir.
Unutulmamalı ki, evde yapılan ibadetlerin, Allah için gözyaşı dökmelerin, birlikte kitap okumanın ve manevî heyecan atmosferinin evdeki çocuklara tesiri de büyük olacaktır.
EvliliÄŸin huzur içinde devam ve temâdîsi ancak Allah’ın yardımı ile olabilir. Bunca sebeplere sarılan insanlar yine de ÅŸeytanın türlü tuzaklarına düşebilirler. Bir anlık gafletleri meselelerin büyümesine sebep olabilir. Bu sebeple belki her gün Allah’a dua dua yalvarıp “ağız tadı, gönül ÅŸenliÄŸi, huzur, ülfet, muhabbet, istikamet” adına yalvarılmalıdır. Büyükler “Hazreti Adem ile Hazreti Havva, Efendimiz Hazreti Muhammmed (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Hazreti Hatice, Hazreti Ali ile Hazreti Fâtıma arasındaki sevgi, saygı, hürmet ve muhabbetten bizlere de bahÅŸet Allah’ım” tarzında dua edilmesini hoÅŸ görmüşlerdir.
Eşlerin dikkat etmeleri gereken mühim bir konu da, aile sırlarını asla dışarıya vermemeleridir. Bu manada eşler birbirlerini gıyablarında katiyyen zemmetmemelidirler. Kötü huyları varsa bile, bunu başkalarına şikayet etmek yerine, mümkün olduğunca rahatsız oldukları mevzuları uygun bir atmosferde ve uygun bir üslupta bizzat eşlerine açmalıdırlar. İlerleyen safhalarda ise araya hakem girmesi ve iki tarafın bu hakeme saygı göstermesi istenmeyen sonuçların önünü alabilir.
Kur'ân-ı Kerîm, mesut bir cemaatı, kadınıyla erkeÄŸiyle ele alırken konuyu şöyle resmeder: "Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mü’min erkekler, mü’min kadınlar; tâata devam eden erkekler, tâata devam eden kadınlar; doÄŸru (sözlü) erkekler, doÄŸru (sözlü) kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; mütevâzî erkekler, mütevâzî kadınlar; sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; ırzlarını koruyan erkekler, (ırzlarını) koruyan kadınlar; Allah'ı çok zikreden erkekler, zikreden kadınlar var ya; iÅŸte Allah, bunlar için hem bir maÄŸfiret hem de büyük bir mükâfât hazırlamıştır." (Ahzab, 33/35)
Bu ayette erkek ve kadının sahip olması gereken on mühim vasıf zikredilmektedir. (Belki uzun uzun baÅŸka bir yazıda ele alınacak) bu on madde, hakkıyla gerçekleÅŸtirilirse, iÅŸte o zaman huzurun, mutluluÄŸun, saadetin kapıları o zaman insanlara açılacaktır. Ãœstad Bediuzzaman’ın, eÅŸlere verdiÄŸi ÅŸu güzel nasihatle ÅŸimdilik bu fasla da noktayı koyalım.
“Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklid eder, o da sâlih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki: Kocasını mütedeyyin görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur; saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır.
Bedbahttır o adam ki; sefahete girmiÅŸ zevcesine ittiba' eder vazgeçirmeÄŸe çalışmaz. Kendi de iÅŸtirak eder. Bedbahttır o kadın ki; zevcinin fıskına bakar, onu baÅŸka bir surette taklid eder. Veyl o zevc ve zevceye ki; birbirini ateÅŸe atmakta yardım eder. Yâni medeniyet fantaziyelerine birbirini teÅŸvik eder.”
Mevlâm, bütün ailelere huzur bahşetsin, şeytana fırsat vermesin. Bizleri de şeytanın her türlü vesvesesinden, hile ve tuzaklarından muhafaza eylesin.
Ali Ãœnsal beye yazisindan dolayi tesekkur ederiz.